Uydurma Hadislerin Akideye etkisi.
28/5/2007 ·
Şüphesiz İslam’a ve müslümanlara en büyük zararı veren, şirkin ve dalaletin en büyük sebebi olan şey Rasulullah (s.a.v) ‘in söylemediği sözlerin Rasulullah’a isnad edilerek İslam’a mal edilmesidir.
Uydurma hadisler özellikle akidede ve İslam’ın temel meselelerinde olursa bu tehlike daha da büyük olur.
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurudu:
(Bu hadis mütevatir olup altmış dörtten fazla sahabe tarafından rivayet edilmiştir.)
Kuran ayetleri iner inmez sahabiler onu ezberliyor ve vahiy katipleri onu yazıyorlardı. Sonra Kuran sayfaları bir tek kitapta toplandı ve çoğaltılarak İslam beldelerine dağıtıldı. Bundan dolayı İslam düşmanları Kuran’ı Kerimin bir tek harfini bile değiştiremeyeceklerini bu yolla emellerine ulaşa-mayacaklarını anlayınca başka bir yol aradılar. Sonunda bu yolla İslam’a zarar vermeye kalkıştılar. Bir takım uydurma hadisleri ortaya atıp bunların Rasulullah’ın sözleri olarak İslam’a sokmaya çalıştılar.
Rasulullah’ın vefatından sonra hadislerin sahih mi zayıf mı olduğunun araştırıp derlenmesi ve kitap haline getirilmesi epeyi vakit aldığı için İslam düşmanları bu zamanı kendileri için fırsat bilip uydurma hadis sokmaya giriştiler. Nispeten başarılıda olup müslümanlar üzerinde çok olumsuz etki yaptılar. Hatta İslam’a girmemiş olanların İslam’dan uzaklaşmalarına sebep oldular.
Akideyi Bozan Mevzu Ve Zayıf Hadislere Örnekler
Birincisi: Allah (c.c)’ın isim, sıfat ve Tevhidi hakkında uydurulan hadisler:
Allah (c.c)’ın sıfatları ve isimleri konusunda Rasulullah’a isnad eden birçok uydurma hadis vardır:
- Rasulullah’a soruldu:
Allah hangi maddedendir? Rasulullah şöyle demiş: “ Allah akan bir sudandır. Topraktan ve gökten değildir. Atlar yarattı ve onları koşturdu. Sonra atlar terledi. Bu terden de kendi nefsini yarattı. “
Bu uydurma hadis İbnil Cevzi’nin mevzu hadisler kitabında (c: 1 s: 105 ) nakledilmiştir.
Allah-u Teala Kur’an ayetlerinde ve sahih sünnetlerde kendi sıfatlarını açıklamışken bir insanın Allah’ın hangi maddeden olduğu hakkında Allah (c.c) ’a iftirada bulunmasından daha çirkin bir şey olabilir mi? Bu uydurmayı Rasulullah asla söylememiştir, bunu affetmekten daha çirkin bir davranış olabilir mi? Ve bu şekilde insanları aldatmaktan daha kötü bir yol varmı-dır? Allah bunu uyduranlara lanet etsin. Zira bunu ne bir müslüman, ne şakacı bir insan ve ne de aklı olmayan bir kimse uydura bilir.
- “Geceleyin Beytil Makdis’e giderken Cib-ril beni babam İbrahim’in mezarına götürdü ve dedi ki:-”Ey Muhammed ! Burada in ve iki rekat namazkıl” sonra Beytil Lahm şehrine götürdü ve -”Burada dur ve iki rekat namaz kıl, çünkü burada kardeşin İsa dünyaya geldi.”, dedi. Sonra beni bir kayaya götürdü ve dedi ki:Buradan Rabbin semaya yükseldi.
Bu uydurma ise İbn-il Arak’ın Tenzihiş Şeria kitabında geçmektedir.
İbn-il Cevzi bu sözü naklettikten sonra şöyle dedi:
“Bu sözleri uyduran daha çirkin sözler de uydurdu, fakat bu sözleri çirkinliği sebebiyle burada zikretmek istemiyorum.
Bu sözleri uyduran Abdul Müneccem İbn İdris ve babasıdır.”
Dare Kutni: “Abdul Müneccem ve babasının rivayet-leri kabul edilmez demiştir.”
-“Zor duruma düşerseniz mezarda bulunanlardan yardım isteyiniz.”
Bu uydurma bir hadistir.
İşte sapıklığın ve saptırmanın en çirkin örneği...
Bu şeriat her kimin olursa olsun, mezar veya mezarlıkları ziyaret edip, oralarda namaz kılmayı ve yaratanları yüceltmeyi kesinlikle yasaklamıştır.
Bu şeriat mescit üç mescidin dışında hiçbir mescit ve memleketin yüceltilip, özellikle ziyaret dilmesini kesinlikle yasaklamıştır.
Yine bu şeriat kaya, duvar, ağaç, tahta yığınları veya bunlar gibi putlaştırılması mümkün bütün varlıkların yüceltilip ziyaret edilmesini de kesinlikle yasaklamıştır.
Hal böyleyken bu tür eski cahiliyyet adetlerini üzerlerinden atamayan habis ruhlu şeytan yandaşları bu arzularını tatmin edebilmek ve çevreden tepki görmemek, bu pis ve reddedilmiş adetleri meşrulaştırmak için Rasululah’a ve bu dine yakışmayan sözler uydurmuşlardır.Bu sözler kendileri gibi cahil olanların hoşlarına gitmiş ve böylece kısa sürede yayılma ortamı bulmuştur.
Bunların etkilediği cahil halk da ,maalesef günümüzde hala bu yoldadır ve bunu İslam’dan sanıp sevap bekleyerek yapmaktadırlar. Keşke sapık olup sevap yerine günah kazandıkların, mükafat yerine azap göreceklerini bilselerdi...
“Allah (c.c)şöyle demiş:
“Ben gizli bir hazine idim. Tanınmayı istedim. Halkı yarattım ve bunların vasıtasıyla tanındım.”
İbn Teymiyye bu söz hakkında şöyle demiştir:”Bu uydurma(mevzu) bir hadis olup kesinlikle Rasulullah’ın sözü değildir.Bu rivayetin ne sahih ne zayıf hiçbir senedi yoktur.”
Zerkaşi şöyle dedi: Hafız İbn Hacer el-Askalalani>>Leali’ kitabında , İmam Suyuti ve başkalarının da İbn Teymiye ‘nin görüşünde oldukların zikretmiştir.>>
Şeyh İsmail İbn Muhammed el-Acluni <
(Keşful Hafa )
Halk arasında hadis olarak yayılan:
- << Kendini bilen Rabbini bilir. >>
sözü aslında uydurma bir hadistir.
İmam Suyuti bu sözü mevzu hadisler arasında zikretmiştir.
İmam Nevevi ve İbn Teymiyye bu hadis için uydurma demişlerdir.
- << Ben gizli bir hazine idim. Tanınmayı istedim. Halkı yarattım ve bununla tanındım. >>
- << Kendini bilen nefsini bilir. >>
Bu iki uydurma hadis vahdeti vücuda inanan tasavvufçuların temel dayanağıdır.
Vahdetil Vücud inancı şöyledir: << Kevnde (kainatta) sadece Allah vardır. Yaratılanlar Allah’ın bir görüntüsünden başka bir şey değildir. Onlara göre kendini bilen Rabbini bilir, sözünün manası: Nefsin hakikatini bilen kendinin Allah olduğunu bilir. Çünkü insan yeryüzünde Allah’ın görüntüsünden bir görüntüdür. Onların sapık inancına göre Allah yarattığı şeylerde değişik olarak ortaya çıkabilir.
Bu yüzden bazı tarikat şeyhleri:
Subhani (her türlü noksan sıfatlardan münezzehim...
Bir başkası:
Ben O (yani Allah ), O (Allah) Benim
Biz ikimiz bir bedende iki ruhuz. >>
Feriddin Attar şöyle demiştir:
<< Köpek de, domuz da ilahımızdan başka bir şey değil-dir. Ve Allah kilisedeki papazdan başka bir şey değildir.>>
Zındıkların uydurduğu bu sözde haklı oldukları tek bir yön vardır. Oda bizzat kendilerinin birer köpek ve domuz olduk-larıdır. Hatta bu hayvanlar bile Alah’a devamlı kulluk ettiklerinden dolayı, bunlardan daha üstündürler.
Allah (c.c) onlardan ve onların uydurmalarından münezzeh ve yücedir.
Bu inanç karanlık ve sapık bir akide olup yahudi ve hrıstiyanların akidesinden daha da sapık bir akidedir. Çünkü yahudiler yanlızca Uzeyr’i Allah’a nisbet ederek; Uzeyr Allah’ın oğludur, dediler. Hristiyanlar ise yalnız İsa (a.s)’ı Allah’a nisbet ederek; << o Allah’ın oğlu ve üçten biridir >> dediler.
Fakat Vahdeti Vücuda inananlar Allah-u Tealayı tamamen inkar ederek yarattıklarıyla bir tutmuş ve bu sapık düşünceleri-ne de şu uydurma hadisi delil getirmişlerdir:
-<< Ben yerlere ve göklere sığmadım. Fakat mü’min kulumun kalbine sığdım. >>
Bu söz Gazali’nin << İhyau Ulumiddin >> adlı kitabında geçmektedir.
Hafız el-Iraki bu hadis hakkında:
<< Bu uydurma bir hadistir. Aslı yoktur>>, demiştir.
İbn Teymiyye bu hadis hakkında şöyle demiştir:
<< Bu israiliyatta geçmekte olup bilinen bir senedi yoktur. Uydurmadır, sapık tasavvufçular bu uydurma hadisi şöyle açıkladılar:
<< Kainatta sadece Allah’ın var olduğuna inanan kişi Allah’ı bilmiş olur. İşte hakiki mü’min olan ve hakikatı keşfeden Arif budur.
Bu sapık düşünce ehli uydurdukları hadisleri batıl olan akidelerini desteklemek için delil gösterdiler. Halbuki bu delil olarak gösterdikleri hadislerin herhangi bir sahih senedi yoktur. Fakat kendi kitaplarında yazdıkları bu sözler zamanla insanlar arasında yayılarak meşhur olmuştur. Maalesef günümüzde hala bazı yazar ve hatipler hadis olarak bildikleri sözlerin doğruluk ve sağlamlık derecesini araştırmadan insanlara aktararak uy-durma hadislerin insanlar arasında yayılmasına bilerek veya bilmeyerek sebep olmaktadırlar.
İşte Ehli Kitabın dinlerin tahrif etmek için kullandıkları yol da zaten budur. Allah’a ait olmayan bu sıfatlar insanlar arasın-da yayıldıkça insanlar artık Allah’ı asıl sıfatlarıyla değil içinde şirk ve küfür bulunan sıfatlarla tanımaya başladılar ve hatta Allah’a Kur’an ve sünnetteki asıl sıfatlarını vermekten korkar oldular. Böyle yapınca günaha gireceklerine inandılar. İşte böylece inançlarını sapık yönde değiştirdiler.
Halk arasında meşhur olan bir başka uydurma hadis:
- << Yaşlı kadınların dinine sarılın. >>
Aliy’ul Kari << el-Esrar el-Merfua Fil Ahbaril Mevdua >> da bu hadisi zikrederek şöyle demiştir:
Es-Sehavi bu hadis için; << Bu hadisin aslı yoktur >> demiştir.
Zerkeşi, Deylemi bu hadisi İbn Ömer’den şu lafızla rivayet etmiştir:
<< Zamanın sonu yaklaşıpta görüşler ayrılınca kadınların dinine sarılın. >> Bu hadisin senedine zayıftır demiştir.
Sanani bu hadis için uydurma demiştir.
Bu ve daha önceki hadis, Allah’ın isim ve sıfatlarının Kur’an ve sünnette geçtiği gibi olmadığını bunların, biline-meyeceğini, bu sebeple Allah’a havale edilmesi gerektiğini sanan sapık görüşlerin delil aldığı hadislerdir. Onlar bu inan-cı Rasulullah’ın tavsiye ettiğini ve aynı zamanda hem saha-belerin hem de ehli sünnetin bu görüşte olduğunu iddia etmişlerdir.
Bu görüşü bu şekilde insanlara aktardılar. Halbuki bu konuda ehli sünnetin görüşü şudur:
<< Kur’an ve sünnette geçen Allah (c.c)’nun isim ve sıfatları kabul edilip bunların Allah’ın zatın layık olan isim ve sıfatlar olduğuna, mahlukata benzetmeyerek ve ortadan kaldırmayarak olduğu gibi iman etmek gerekmektedir.
Akide ve imanlarını Kur’an’dan ve sahih sünnetten almayıp uydurma hadislere dayandıran bu sapıklar öyle bir duruma geldiler ki yeryüzündeki herşeyden menfaat bekler oldular. Bu inançlarına yine uydurma olan şu hadisi delly gösterdiler:
- << Kişinin fayda vereceğine inandığı şey bir taş bile olsa o taş kişiye mutlaka fayda verir. >>
İbn Teymiye bu hadis için uydurma demiştir.
Şeyh Aliyul Kari ve İbn’ul Kayyım bu hadis için şöyle dediler:
<< Bu hadis uydurma hadistir.Bu, putlara tapan ve taştan menfaat bekleyen putperestlerin sözüdür.
İbn Hacer el-askalani bu hadis için: << Bu hadis uydurmadır Aslı yoktur.>> demiştir.
Buna benzer bir başka hadis de şudur:
-<
Bu hadisin aslı yoktur ve uydurmadır.
İşte bu ve buna benzer uydurma hadisler şüphesiz ki şirkin kapılarını ardına kadar açan hadislerdir.
Çünkü böyle olunca birşeyin doğruluğuna inanmanın ölçüsü o şeyin fayda vermesi olmuş olur. Hatta o şey fayda verici olmasa bile sırf fayda vereceğine inanılması onu doğru olarak kabul etmeye kafi görülür.
Mesela:
Bir şeyin fayda verdiğine inanılırsa bu bir taş bile olsa Allah subhanehu ve Teala o taşın o kimseye fayda vermesini sağlar. Hatta kişi sapık bir inancın fayda vereceğine inanarak ona bağlansa Allah o sapık inancı kişiye fayda verici kılar Bu ve benzeri inançlar yahudu ve hristiyanlardan kalma adetlerdendir ve onlar tarafından bu dine sokulmaya çalışılmıştır.
Onlar:
- << Filan velinin mezarına gittik de hastamız öyle şifa buldu. >> ya da;
- << Filan kişinin türbesine gittik ve ondan istedik de bizin ihtiyacımızı giderdi. >>
İşte bunlar mademki fayda veriyor öyleyse onlara inanmamız gerekir,derler. Ve bu görüşlerine yukarıda bahsedilen uydurma hadisleri delil göstererek insanlar arasında yayılması insanları yaydılar. Sonunda insanlar öyle bir hale geldiler ki, uluhiyette Allah’a şirk koşmaya başladılar. Halbuki Rasuller insanları özellikle şirkin bu türünden sakındırmak için gelmişlerdi.
Bu ve buna benzer hadislerin hepsini burada anlatmamız mümkün değildir.Bizim buradaki amacımız örnekler vererek insanların Allah (c.c)’nun isim ve sıfatları konusunda uydurulan hadislerin insanların akidelerine ne kadar zarar verdiğini vurgulamaktadır.
İkincisi: Rasulullah (s.a.v) hakkında uydurulan hadisler:
Hadis uyduranlar ve yalancılar, Rasulullah hakkında öyle şeyler uydurdular ki, bu uydurdukları şeyler, halis sahih akideye çok büyük darbeler indirdi.
Rasulullah (s.a.v)’in ilk yaratılan mahluk olduğu-nu nurdan yaratıldığını, göklerin ve yerlerin, cennet ve cehennemin onun hatırı için yaratıldığını iddia ederek Rasulullah (s.a.) hakkındaki sağlam inancı tahrif ettiler.Hatta onlar, Rasulullah (s.a.v)’in; dua ederken kendisinin yüzü suyu hürmetine dua edilmesini insanlara emrettiğini, haccedildiğinde kendisinin kabrini ziyaret etmeyenlerden yüz çevirdiğini iddia ettiler. Dahası arşa istiva edenin ve Kur’anı indirenin bile o olduğunu söyleyebildiler. Bir başka grup da yemek, içmek, tıp ce cinsel konularda Rasulullah’a kötü isnadlarda bulunan öyle hadisler uydurdular ki, bunlar aslında Rasulullah’ın getirdiği risaleti ve ona inen vahyi incitmekte, küçük göstermekte ve islam düşmanlarının diline alay konusu kılmayı amaçlamaktadır.
İşte bu sapıkların bu mesele hakkında uydurmalarıyla ilgili bazı örnekler:
<< Allah beni nurundan yarattı. Benim nurumdan Ebu Bekiri, Ebu Bekir’in ruhundan Ömer’i yara-ttı. Benim ümmetim ise Ömer’in nurundan yaratılmıştır. Ömer cennet ehlinin ışığıdır. >>
(Tenzihiş-Şeria s: 337 c: 1 )
Bu hadis aynı kitapta zikredilerek ravisi olarak Ebu Naim gösterilmiştir. Fakat Ebu Naim bu hadis bu hadis hakkında uydurma demiştir.
Zehebi << Mizan >> adlı kitabında << bu hadis yalandır ve uydurmadır. >> Bu hadisin senedinde Ahmed b. Yusuf el-Mesih’i vardır. Ve yalancıdır, de-miştir.
Cabir b. Abdillah el-Ensari’ye nisbet edilen şu hadiste Cabir (r.a) demişki:
- << Rasulullah’a sordum: << Ey Allah’ın Rasulü! Annem babam sana feda olsun. Nebilerden önce Allah Subhanehu ve Teala’nın yarattığı ilk şey nedir? Rasulullah (sa.v):
<< Ey Cabir Allah (c.c) Nebilerden önce kendi nurundan ilk olarak benim nurumu yarattı. Bu nurun istediği yerde dolaşmasını diledi. Daha o zaman ne Levhi Mahfuz, ne kalem, ne gökler, ne yerler, ne güneş, ne de ay vardı.
Benim nurumun birinci cüzünden kalemi, ikinci cüzünden levhi mahfuzu, üçüncü cüzünden arşı yarattı. Dördüncü cüzünü ise dört küçük cüze ayırarak, onun birinci cüzünden arşı taşıyan melek-leri, ikinci cüzünden kürsüyü, üçüncü cüzünden kalan diğer melekleri yarattı ve kalan dördüncü cüzü dör-düncü cüzü de dört bölüme ayırarak, birinci bölümü-nden gökleri, ikinci bölümünden yerleri, üçüncü bölü-münden cennet ve cehennemi yarattı ve dördüncü bölümünü de dört kısma ayırarak, birinci kısmından mü’minlerin gözlerinin nurunu ikinci kısmından Allah’ı bilme olan kalblerin nurunu, üçüncü kısmın-dan ise, mü’minleri teselli eden tevhidi ( Leilehe illallah Muhammedun Rasulullah’ı)yarattı.
Sonra Allah Subhanehu ve Teala o rasulünün nuruna baktı ve o nurdan ter akmaya başladı. Tam 224. 000 damla aktı. Allah Subhanehu ve Teala bu damlaların her birinden bir rasul veya bir nebinin nurunu yarattı. Sonra o nebilerin ve rasullerin ruhlarına nefes verdi. Bu nefeslerden de kıyamet gününe kadar gelecek olan velilerin, mutlu olacakların, şehidlerin ve itaatkarların ruhlarını yarattı.
Arş, kürsi, akıl, ilim ve imanı bulma, nebi ve ra-sullerin ruhları da hep benim nurumdan yaratılmış-tır. Kıyamette mutlu olacakların ve salihlerin ruhları da benim nurumdan yaratılmış olan nurdan yaratıl-mıştır.
Sonra Allah Subhanehu ve Teala yerden Ademi yarattı ve dördüncü kısmın nurunu ona verdi. O nur Adem öldükten sonra Sit (a.s)’a intikal etti.Ve bu şekilde temizden temize ta Abdullah b. Abtulmuttalibe ulaştı. Sonra annem Amineye geçti ve Allah Subhanehu ve Teala annem Amineden beni çı-karttı. Böylece Rasullerin seyyidi, nebilerin sonu, kah-ramanların lideri kıldı.>>
Bu hadisin baştan sona tamamını naklettik ki, Rasulullah’a atılan iftira, yalan, uydurma, saçma sözler daha iyi anlaşılsın.
Bu hadis bazı tasavvufçuların temel dayanağı olmuştur. Onlar bu ve bunun gibi hadislere dayanarak Rasulullah’ın bu kainatın kubbesi, ilk var olan varlık ve nurundan bir cüz olduğuna inandılar. İnsanlara da bu şekilde yaydılar. Allah (c.c) onların uydurduklarından yüce ve münezzehtir. Bütün mahlukların da Rasulullah’ın nurunun bölümlerinden yaratıldığını iddia etmişlerdir.
Tarikatçı olan İbn Arabi Allah’ın arşına istiva edenin Rasulullah (s.a.v) olduğunu iddia etmiştir. O şöyle demiştir:
- << Hiçbir şey yokken ilk önce Allah’ın arşına istiva edecek olan Rahmani Muhammed’in hakikati yaratılmıştır. >>
( El Futuhatul Mekkiyye c: 1 s: 152 )
İşte bu sapık kitap günümüzde de halen bir çok dile çevrilerek insanların beyinlerini zehirlemektedir.
Bu uydurma, yalan olan ve Cabir (r.a)’a atfedilen ha-dis günümüz mutasavvıfçılarının dayanak aldığı hadistir. Bu hadise göre Kur’anı Rasulullah (s.a.v)’in kendisi gökten indirmiş, Cibril’e yedi gökte vermiş ve sonra yeryüzünde yine Cibril’den almıştır.
Muhammed Osman Abdu el-Burhani << Tebriati’z-Zimme Fi Nashil Umme >> (Günahtan kurtulmaları için ümmete nasihatler) adlı kitabında şöyle diyor:
Rasulullah (s.a.v) Cabir ( r.a)’ya
<< Allah’ın ilk yarattığı şey benim ruhumdur >> deyince Cibril hayret etti. Rasulullah (s.a.v) Cibril’in bu konudaki hayretini görünce Cibril’e şöyle dedi: Ey Cibril! Kaç yaşındasın? Cibril: Bilmiyorum. Fakat dördüncü perdede bir yıldız vardı. Her yetmiş bin senede bir defa çıkardı. Ben onu 70 bin defa gördüm Rasulullah ona şöyle dedi: Allah’ın izzetine yemin ediyorum ki o yıldız benim. >>
Sonra Rasulullah (s.a.v) Cibril’e şunu sordu:
Vahiy sana nereden geliyor?
Cibril:Ben göklerde ve yerlerde dolaşırken bir zil sesi duyarım. Duyunca Beyt’il Ma’mura giderim. Ve Vahyi oradan alıp yeryüzündeki nebi ve rasullere veririm.
Rasululah (s.a.v) ona: Şimdi Beytül Ma’mura ve benim isim ve nesbimi (soyumu) orada söyle. Cibril hemen hızlı bir şekilde Beytül Ma’mura gitti. Ve Ra-sulullah (s.a.v)’in dediği gibi onun isim ve nesebini söyledi (Muhammed b. Abdullah b. Abdul Muttalib-....) Daha önce hiç açılmayan Beytül Ma’murun kapısı ilk defa o zaman açıldı. Ve Cibril (a.s) Beytil Ma’mur-un içinde Rasulullah (s.a.v)’i oturmuş olarak gördü. Hayret ederek hızlı bir şekilde yeryüzünde Rasulullah’ın bulunduğu yere indi. Rasulullah’ı daha önce Cabirle konuşurken bıraktığı yerde gördü. Son-ra tekrar Beytül Ma’mura döndü. Rasulullah’ı orada yine oturmuş olarak buldu. Sonra tekrar yeryüzüne indi. Bu sefer de Cabir’le konuşurken gördü. O za-man Cibril Cabir (r.a)’ya sordu:
<< Rasulullah (s.a.v) yerini hiç terketti mi? >>
Cabir: << Hayır ey Arab kardeş. Bizim konuş-tuğumuz mevzu sen bizden ayrıldığın zamandan beri hala bitmedi, konuşmaya devam ediyoruz. >>
Cibril o zaman Rasulullah’a şöyle dedi:
<< Eğer vahiy senden sana ise niye beni yoruyor-sun? >>
Rasulullah (s.a.v): << Bu teşri ( insanlar arasında hüküm vermek ) için ey kardeşim Cibril! dedi. Ve sonra Rasulullah (s.a.v) şu ayeti okudu:
<< Sana o Kur’an’ın vahyi tamamen ulaştırılmazdan önce Kur’an’ı okumak için acele etme ve deki: << Ey Rabbim ilmimi arttır. >> (Taha:114)
İşte bu kitabın yazarı Muhammed Osman Abdu el-Burhani bu rivayeti naklettikten sonra şöyle devam etti:
Bu deliller, Rasulullah (s.a.v) ‘in en büyük mucizesi olan Kur’an’ın Beytül Ma’murda Cibril’den önce Rasulu-llah (s.a.v)’in yanında var olduğunu gösteriyor.Bu Kur’an Rasulullah’ın ahlakıdır. Aynı Kur’an’da geçtiği gibi. Kişinin ahlakı o kişinin bir parçasıdır.Dolayısıyla Kur’an Rasulullah’ın bir parçasıdır.
(Tebriatüz-Zimme sayfa: 100-101)
Bu küfür ve zındıklıktan daha büyük bir küfür ve zındıklık yoktur. Bu saçmalık ve uydurmadan başka bir şey değildir. Bu kimselerin Rasulullah’a nisbet edip delil diye gösterdiği sözler, hiçbir hadis kitabında olmayan uy-durma ve iftira olan sözlerdir. Bu uydurma sözler tasav-vufçuların kitaplarında geçmektedir. Bu sebeple bu sözler ancak tasavvuf kitaplarında bulunabilir. Ve üstelik bun-ları yazmakla ümmete nasihat verdiklerini iddia ediyor-lar. Aynı Muhammed Osman’ın söylediği gibi...
Daha önce ismini zikrettiğimiz Tebriatuz –Zimme kita-bı on sene önce Mısır’da basılmış ve piyasaya çıktığı za-man, o günün alimleri bu kitapta bulunan şeylere inanan kişinin kafir olduğunu haber vermişlerdir. Fakat maalesef bu kitap defalarca basılarak yahudi zihniyetli insanlar ta-rafından her yere dağıtılmıştır.
Bu batini, sahih olmayan akideye inananların dayan-dığı başka bir uydurma hadis şudur:
<< Ben nebilerden en önce yaratılanım. Ve rasul olarak en son gönderilenim. >>
Diğer birisi:
<< Adem daha su ile çamur arasıda bir haldeyken ben nebi idim.>>
Bu hadisler hakkında İbn Teymiye uydurma hadis demiştir.
Abdullah İbn Mes’ud (r.a)’a nispet edilen bir uy-durma hadiste şöyle bir olay geçmektedir:
Rasulullah (s.a.s)’in yanında Kur’an okurken: <
İmam Zehebi <
Başka bir şirk ve hurafe ehli grup da Rasulullah (s.a.v) hakkında şöyle bir iddiada bulunmuştur:
Rasulullah (s.a.v) ölmeyip mezarında diri olarak durmakta, insanlardan kendisini ziyaret etmelerini istemekte ve insanların Allah tarafında affolunmaları için kendisinin aracı tayin edinilmesinin gerekli olduğunu buyurmaktadır.
Bu inancı desteklemek için uydurdukları hadislerden bir kaçı:
- << Kim bir imkan bulup da beni ziyaret etmezse benden uzaktır. >>
- << Kim benim kabrimi ziyaret ederse ben ona kıyamet gününde şefaat ederim. Kim benim ve İbrahim (a.s)’ın kabirlerini aynı senede ziyaret ederse cennete girer. >>
İbn ;Teymiyye, Nevevi, ve Suyuti bu hadis için << as-lı olmayan uydurma hadislerdir >> demiştir.
-<< Kim haccedip de benim kabrimi ziyaret etmezse benden uzaklaşmış olur. >>
İmam San’ani bu hadis için << Uydurma hadis >> demiştir.
-<< Benim yüzümün suyu hürmeti için Allah’a yalvarın. Çünkü Allah katında benim çok değerim vardır. >>
İbn Teymiyye bu hadisin uydurma olduğunu ve hiçbir hadis kitabında bulunmadığını söylemiştir.
İşte bu ve buna benzer uydurma hadisler Rasulullah (s.a.v)’in mezarını ziyaret etmenin müstehap olduğunu, hatta hac farizası gibi farz olduğunu ve oraya gidildiğinde Allah’tan istendiği gibi Rasulullah’tan da istenebileceğini iddia edenlerin temel dayana-ğıdır.
Bu uydurma hadislere sarılıp aşağıdaki gibi sahih olan hadis-leri terkettiler.
<< Ancak üç yeri ziyaret etmek için yolculuk yapılır: Mesci-dil Haram, Mescidin Nebevi ve Mescidil Aksa. >>
(Buhari-Müslim)
Mesele böyleyken onlar uydurma hadislere dayanarak Medine-i Münevvere’ye Mescid-i Nebevi’de namaz kılmak için değil de Rasulullah’ın kabrini ziyaret etmek için gidilmesi ve orada dua edilmesi gerektiğine iman ve iddia ederler.
Halbuki bu ziyaretin amacı Mescid-i Nebevİ’de namaz kılmak-tır. Yoksa Rasulullah’ın mezarını ziyaret etmek değildir.
Rasulullah (s.a.v)’e çirkin ve yakışmayan şeyler nisbet edip onu küçültüp alçaltmak niyetiyle hadis uyduran İslam düşmanları özellikle yemek ve içmek konusunda sahih hadislere zıt olan bir çok hadis uydurdular.
Bazıları:
- << Üzüm ve karpuz ümmetimin ilk baharıdır. >>
- << Kim baklayı kabuğu ile beraber yerse Allah Subhanehu ve Teala onun misli kadar yiyenin vücudu-na şifa verir. >>
- << Patlıcan her derde devadır. >>
- << Patlıcan yenildiği niyete göre fayda verir. >>
- << Balık yemek hasedi giderir. >>
- << Allah Subhanehu ve Teala Adem’i çamurdan yarattı ve dolayısıyla çamurun yenmesini Adem’in zürriyetine haram kıldı. >>
- << Mercimeği yiyin. Çünkü o mübarektir. Kalbi inceltir. Göz yaşlarını arttırır. Yetmiş nebi bunun hakkında mübarek olduğunu söylemiştir. >>
- << Pirinç adam olsaydı hikmet sahibi olurdu. >>
- << Pirinç benden ben pirinçtenim >>
(Tenzihiş-Şeria s: 235- 267 )
Bunun gibi uydurma, saçma, Rasulullah’ın söylemediği ve hiçbir hadis kitabında geçmeyen, sırf Rasulullah (s.a.v)’e ve bu dine zarar vermek, küçük düşürmek ve de eziyet vermek için uydurulmuş sözlerdir. Bunlar hadis diye bir çok cahil insanların kafalarını bulandırmışlardır.
Üçüncüsü: Ali ve ailesi hakkında uydurulan hadisler:
Kiyşilerin kendi görüş, fikir ve h*******arını destekleyip herhangi bir şeyden pay çıkartmak için uydurdukları hadisler de çoktur.
Tenzihiş-Şeria adlı kitabın sahibi Ebu Hasen Ali b. Irak şöyle dedi:
Bazı hafızlar şöyle dediler:
<< Yalnız Küfe ehlinin, Ali (r.a.) ve ailesinin fazileti hakkında uydurduğu hadisleri araştırınca 393 binden fazla uydurma hadis olduğunu gördük. >>
(Tenzihiş-Şeria)
Bunlardan bazı örnekler:
El-Hatib <
Enes b. Malik’den Rasulullah (s.a.v) güya şöyle demiştir:
- Ben nebilerin sonuncusuyum. Ey Ali! Sen de velilerin sonuncususun! >>
El-Hatib bu hadis için uydurma hadistir hikayecilerden, Ömer b. Vasıl uydurmuştur, demiştir.
- << Ben ve Ali Nur’dan yaratıldık ve arşın sağ tarafında Adem (a.s)’ın yaratılmasından bin sene önce biz orada idik. Sonra Allah ve Teala Adem (a.s)’ı yarattı ve sonra biz atalarımızın sulbünden sulbüne ta Abdulmuttalib’in sulbüne gelinceye kadar geçtik. Allah Subhanehu ve Teala bizim ismimizi kendi isminden türetmiştir. Allah’ın ismi Mahmud’dur. Benim ismim ise Muhammed’dir. Allah’ın ismi el-Ala ve Aliyyun’dur. Ali’nin ismi ise Ali’dir. >>
Bu hadisi rivayet eden Cafer b. Ahmed b. Ali b. Beyan hadis uyduran yalancı Rafizilerden bir kimsedir.
<< Kim Ali için o insanların en hayırlısıdır demezse kafir olur. >>
Bu hadisi rivayet eden Muhammed b. Kesir el-Kufi yalancı ve güvenilmez bir kişidir.
<< Ben ilmin şehriyim Ali ise bu şehrin kapısıdır. Kim ilim tahsil etmek istiyorsa önce kapıya gelsin. >>
Rasuullah (s.a.v)’in, Ali (r.a) ikindi namazını kaçırdığı zaman namazı kaçırmasın diye güneşe tekrar geri dönmesini emrettiği hadis de uydurmadır.
<< Ali’ye bakmak ibadettir. >>
<< Kur’an’daki benim ismim << Veş-Şemsi ve Duhaha, Ali’nin Kur’an’daki ismi ise << Vel Kameri iza teleha >> Hasan ve Hüseyin’in Kur’an’daki isimleri << Vennahariu iza celleha, Muaviye’nin (İbn Umeyye’nin ) Kur’an’daki ismi ise << Velleyli iza yegşaha >>dır.
İmam Zehebi << Ezzeyl >> kitabında bu hadisin uydurma ve yalan bir hadis olduğunu söylemiştir.
Ali (r.a) şöyle demiş:
<< Ben Rasulullah’ı yıkadım ve göz çukurlarının suyundan içtim. Bundan dolayı geçmiş ve gelecekteki bütün her şeyin ilmine vakıf oldum. >> (El Fevaid s: 983)
Bu da uydurma bir hadistir.
İbn Abbas’dan:
Rasulullah’a sordum ki, Adem (a.s)’ın Allah’a söylediği ve Allah’ın da bu sebeple onu affettiği kelimeler hangileridir? Rasulullah (s.a.v) şöyle cevap verdi: << Adem (a.s)’ın Allah’a söylediği ve bundan dolayı affolun-duğu kelimeler şunlardır: << Muhammed’in, Ali’nin Fatma’nın Hasan ve Hüseyin’in hakkı için beni affet. << İşte bundun dolayı Allah onu affetmiştir. >>
(Tenzihiş-Şeria c: 1 s: 395 )
Bu gibi uydurma hadisler o kadar çoktur ki bu küçük kitaba sığdırmamız mümkün değildir. Bunları uyduranların ve bu inançta olanların Müslüman olmadıklarına ve bilakis İslam düşmanı olduklarından hiçbir şüphe yoktur. Buradaki gayemiz örnek vermek ve bu gibi hadislerle İslam’ı ve İslam ümmetini değişik inançlar ortaya çıkararak parçalamak isteyenlere dikkat çekmektir.
Dördüncüsü: Hurafe ve bid’atlerin ortaya çıkmasına sebep olan uydurma hadisler:
İnsanların, İslamın esas hakikatini, temellerini ve sağlam akideyi öğrenmemesi için İslamla alakası olmayan öyle şeyler uydurulmuştur ki, cahiller yüzyıllarca bunlarla oyalamış, gerçeğe yönelememişlerdir. İslam öyle çirkin gösterilmiş ki insanlar uzun zamandan beri gerçek İslamdan uzak durmuş, ona yaklaşmak istememişlerdir. Bu konuda çok hadis uydurulmuştur. Ama bunların hepsini burada zikredemeyeceğimiz için sadece örnekler vermekte yetineceğiz.
<< Allah (c.c) birinci semanın meleklerini inek suretinde, ikinci semanın meleklerini kartal suretinde, üçüncü sema-nın meleklerini insan suretinde, dördüncü semanın meleklerini Hur’il iyn suretinde beşinci semadaki melek-leri kuş suretinde, altıncı semadaki melekleri at suretinde yaratmıştır. Yedinci semadaki melekler ise arşın taşıyıcısı kılmıştır. (Tenzihiş-Şeria)
<< Harut ve Marut iki melek idiler. Yere insan şeklinde inmişlerdi. İnsanlardan bir kadın onları fitneye düşürmüş böylece Onunla zina yapmışlar. Sonra da Allah (c.c) bu kadını gezegen suretine çevirmiş Bu gezegenin ismi de Zehra imiş. Bu iki melek işledikleri suça karşılık dünya azabını seçmişler. >> (Tenzihiş-Şeria s: 209)
Rasulullah (s.av)’e iftira ederek onun şöyle dediğini söylediler:
<< Allah’ın öyle bir horozu vardır ki onun boynunun altında sarkan kısmı yerde, ibiği ise arşın altındadır. Namaz vakti öter, O öttükten sonra gök ve yerlerin horozları öter. Onlar << Ruh ve meleklerin Rabbini tesbih ve takdis ederiz >> diye öterler. >> (Tenzihiş-Şeria s: 189)
Rasulullah (s.a.v)’e iftira ederek onun şöyle söylediğini söyle-diler:
<< Ey Muaz! Ben seni kitap ehline teliğ etmen için gönderi-yorum. Eğer gökteki kuyruklu yıldız hakkında sorarlarsa şöyle cevap ver: << O arş altında bulunan yılanın tükürü-ğüdür. >> demiş.
<< Allah (c.c) güneş için dokuz melek görevlendirdi. Her gün ona kar atarlar. Böyle yapmasaydılar. Güneş herşeyi yakardı. >>
<< Dünya su üzerinde, su ise bir kaya üzerinde, kaya ise Yu-nus balığının üzerindedir. O balığın kenarı arşa dayanır ve ayakları havada olan bir meleğin sırtındadır. >>
<< Suheyl adındaki yıldız insanlara zulmederek harac alan bir insandı. Sonra Allah (c.c) onu yıldız şekline çevirdi. >>
<< Hurma ağacı Adem (a.s)’ın yaratıldığı çamurun artan kısmından yaratılmıştır. >>
(Tenzişih-Şeria s: 209-210)
<< Allah (c.c) öyle bir dağ yarattı ki onun ismi Kaf’tır. Bütün alemi sarar, dağın bir tarafı dünya üzerinde olan kaya-ya ulaşır. Allah (c.c) bir beldede zelzele yapmak isterse, dağa emir verir, dağda o belde hangi tarafta ise o tarafı sarsar ve bu şekilde zelzele (deprem) meydana gelir. >>
<< Dünya bir kaya üzerinde kaya bir boğanın boynuzları üzerindedir. Boğa kafasını sallayınca yer sallanır ve deprem meydana gelir. >> (El Esraril Merfua s : 450-45)
Bu ve bunun gibi uydurma hadisler o kadar çoktur ki bu kitaba sığdırmamız mümkün değildir. Fakat hepsinin tek gayesi vardır: İslam akidesini bozmak, islamı kötülemek, Rasulullah (s.a.v)’i küçültmektir.
Beşincisi: Kur’an hakkında uydurulan hadisler:
Akide konusunda en çok tahribat yapan uydurma hadisler Kur’an hakkında söylenen uydurma hadislerdir.
Kıyamete kadar mucizesi baki kalacak ve insanların hayatını düzenleyici sistem olan Kur’an’ı, hurafelerden ibaret, sadece ölüler için mezarda veya hastalıklar için okunan, içinde uydurma hikayeler bulunan bir kitap olarak göstermeye yetmiştir.
Bu konudaki uydurmalara bazı örnekler:
<< Dediler ki: Ey Musa! Orada zorba bir millet vardır. On-lar oradan çıkmadıkça biz o yere girmeyiz. Eğer onlar çıkarsa biz o zaman gireriz. (Maide: 22)
Bu ayeti şöyle tefsir etmişlerdir:
- << O beldede yaşayan insanlar öyle kocamanmışlar ki, onlardan birinin çenesinin gölgesi Musa’nın kavminden yet-miş kişi gölgelendirmeye yetermiş. Musa Filistindeki Eriha şehrine bu amalikalar hakkında bilgi edinmek için beni İsrail’den on kişiyi onlara göndermiş. Bunlar o amalikalılar
hakkında öyle şeyler görmüşler ki, bu gördüklerinden dolayı onlardan çok korkmuşlar.
Bu on iki kişi bir amalikalının bostanına girmişler, bostan sahibi onları yakalayıp meyve sepetinin içine koymuş, kralına götürmüş ve meyvelerle birlikte kralın masasına onları dök-müş.
Şimdi insan ister istemez düşünüyor:
Amalikalılar bu kadar büyük olduğuna göre acaba o zamanki portakalın büyüklüğü ne kadardı?!
Bu gibi saçma sapan uydurma hikayeler maalesef bazı tefsir kitaplarında da geçmektedir.
<< Allah Teala onlara yaratılışı tam ve düzgün bir çocuk, kendilerine verdiği bu çocuk hakkında ona şirk koşmaya baş-dılar. Allah onların ortak koştuklarından yücedir. >>
(Araf: 190)
Sapıklar bu ayetin tefsirinde kast olunanların Adem ile Havva olduğunu söylediler ve bu suretle Adem ile Havva (a.s)’a şirk isnadında bulundular.
<< Umulur ki Rabbin seni bir Makamı Mahmda yüksel-tir.>> (İsra:79)
- Yine o sapıklara göre; << Buradaki Makamı Mah-mud’dan kasıt; << Arştır >> ve Rasulullah (s.a.v) arşın üzerinde oturacaktır. >>
- << Nuh (a.s)’ın gemisi Kabe’yi yedi defa tavaf etti. Makamı İbrahim’in arkasında iki rekat kıldı. >>
Bunu hadis olarak Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem Rasulullah (s.a.v)’e isnad ederek rivayet etmiştir. Hakim ve Ebu Naim bu hadis için uydurmadır. Çünkü Abdurrahman b. Eslem mevzu hadisler rivayet eden yalancı ve güvenilmez bir kimsedir, demişlerdir.
Bu ayet ve hadisler Tenzihiş-Şeria da c: 1 s: 250’de geçmekte-dir.
<< Ve onu (hz. Nuh’u) tahtaları birbirine perçinlenmiş bir gemiye yerleştirdik. >>
( Kamer: 13 )
Yani: << Bu geminin perçinleri beş çividen ibarettir. Birinci çivi; Rasulullah’ın ismi, ikinci çivi Ali’nin, üçüncü çivi Fatıma’nın, dördüncüsü Hasan’ın, beşincisi de Hüseyin’in ismidir.
Rasulullah (s.a.s) bu konu hakkında şöyle demiş:<
Bazı tefsir kitaplarında, kimi müfessirler kafalarından bir ad-am uydurarak ona İvac b. Unuk’it Tavil ismini vermiş ve onunla ilgili şu uydurma hikayeleri uydurmuşlardır:
- <
Daha sonra Musa’nın askerleri büyüklüğünde bir kaya koparmış bunu Musa’nın askerlerine atmak istemiş, fakat Allah-u Teala bunu onun boynuna gerdan gibi dola-mış, da o kayayı atamamış.
İbn Kayyım bu rivayet hakkında: Bu ve bunun gibi rivayetler, Rasullerle ve İslam diniyle alay etmek için uydurul-muş şeylerdir. Bunlar zındıkların işleridir, demiştir.
( El-Esraril Merfua s: 484)
- << İbrahim (a.s) Nemrut tarafından ateşe konulduğun-da, ateşten korunmak için Allah’a dua etmemiş, Cibril ona gelip ne istediğini sorunca da ona şöyle demiş:
<< O benim halimi nasıl olsa biliyor, ondan bir şey istemem gerekmez. >>
(Tenzihiş-Şeria c: 1 s: 420)
<< İblis ve zürriyeti size düşman olduğu halde, onları dost mu ediniyorsunuz? >> (Kehf: 50)
Bu ayetin tefsirinde şöyle bir uydurma rivayet vardır:
Rasulullah (s.a.v) iblis hakkında şöyle demiş:
<< Ben şimdi; İblisin kendi kuyruğunu kendi dübürüne so-kup yedi yumurta çıkarttığını görüyorum. Her yumurtadan kendine bir çocuk doğuruyor. Birinci yumurtadan çıkan; fakihlerle ilgileniyor, onlara ilmi unutturuyor ve devamlı abdest aldırıyor. İkinci yumurtadan çıkan; insanların mescid-de uyumalarını sağlıyor. Üçüncü yumurtadan çıkan ise; pazarlardaki insanlarla ilgileniyor...>>
(Tenzihiş-Şeria c: 1 s: 250)
Hafız İbn Hacer bu rivayet hakkında şöyle dedi:
<< Bu apaçık bir uydurmadır.>>
- << Süleyman (a.s) zamanında konuşan karınca köpek büyüklüğündeydi. >>
- << Bir adam varmış. İsmi Hama b. el-Heym b. Lakays b. İblismiş. Yeryüzünde ifsad edici birisiydi. Sonra tevbe etti.Bu adam Nuh, Hud,Salih,Musa,İsa ve sonra da Muhammed (s.a.v) zamanında yaşamıştır. Bu adam Muhammed (a.s) öldüğü halde ölmemiş yaşamaktadır. >>
(Tenzihiş-Şeria s: 239)
Mirac hakkında İbn Abbas’a nisbet eden ve sahih olmayan uydurma hadisler de vardır. İbn Merdivih tefsirinde, İbn Abbas’a senedle, semanın sıfatlarını anlatmıştır.
- << Birinci sema; dumandan, ikinci sema; demirden üçüncü sema; bakırdan, dördüncü sema; gümüşten, v.s....>>
Bir de daha sapık bir başka grup Kur’andaki Adem (a.s) kıssasını Ebcet (Ebcet, Hevves, Hutti, Kelimun) hesap-larıyla tefsir etmişlerdir.
<< Herşeyin bir sebebi vardır. Ama herkes bu sebepleri bilemez. >>
Ebcet hakkında ilginç bir olay anlatılmıştır.
Ebcet Allah’a itaat etmeyip yasak olan ağaçtan yemiş.
Hutti de bütün günahları affetmek anlamındaymış,
Kelimun ise; ağaçtan yedi. Sonra Allah onun tevbesini kabul etti, anlamındaymış.
Ebcet hesabıyla Kur’an’ı tefsir etmek büyük bir bid’at ve sapıklıktır.Hatta tarih boyunca Melek ve rasulerin bile bileme-diği ancak Allah (c.c)’in bildiği kıyametin vaktini ebcet hesa-bıyla tayin eden kimselerin çıktığı da görülmüştür.
Bu rivayet İbn Cerir’in Taberi tefsirinde geçmektedir. Çok uydurma bir rivayettir. Zaten ibn Cerir Taberi bu uydurma ri-vayetleri insanlar öğrensin ve çekinsinler diye kitabında zik-retmiştir. Yoksa sahih olduğundan değil. Zaten ibn Cerir sakınsınlar diye sapık rivayetleri böyle önemli bir kitapta al-masaydı daha iyi olurdu. Çünkü cahil kimseler bunlarda hakikatten bir pay olduğunu zannedebilirler.
Maalesef tefsir kitaplarının çoğunda böyle hurafe, uydur-ma, sahih olmayan, zayıf rivayetler geçmektedir. Hatta bir tefsir kitabı hakkında alimler şöyle demişlerdir: << Tefsir dışında her şey vardır. >>
Bu zayıf, uydurma, hurafe olan hikayelerin tefsir kitapların-da geçmesi ve müfessirlerin bu hikayeleri gerekli araştırmaları yapmadan nakletmeleri İslam’a büyük bir zarar vermiştir. Cahillerin gözünde Kur’an’ı bir hayat sistemi olmaktan uzaklaştırıp bir masal kitabı haline getirmişler.
Hatta hadis uyduranlar öyle şeyler uydurdular ki Kur’an’ın her şey için olduğunu iddia ettiler.
Bu konuda şöyle uydurma bir rivayet vardır:
- << Kur’andan dilediğiniz yerden, dilediğiniz şeyi alın, fayda verir. >>
Bu rivayet batıl ve uydurma bir rivayettir. Tasavvufçular bunun gibi rivayetlere dayanarak Kur’an’ın her ayetinin bir hastalığa şifa olarak indiğini söylemişlerdir.
Mesela;
<< Gece ve gündüzde sakin olan her şey onundur. >>
ayetini baş ağrısı için, (En’am: 13 )
<< Dağlar hakkında sorar, Allah onu dümdüz yapacak.>>
(Ta-ha: 105)
ayetini bacak şişmesi ve romatizma için,
<< Her hamile taşıdığı çocuğu doğurur. >>
(Hac: 2)
ayetini doğum yapacak fakat doğumu zor olan kadın için şifa verdiğini ve bunların da tecrübeyle sabit olduğunu her insana anlatırlar. Üstelik sözlerini desteklemek için şöyle derler:
Zaten Rasulullah (s.a.v)’de Kur’andan dilediğinizi alın size fayda verir, demiştir.
Şüphesiz Kur’anın ayetleri bu şekilde tefsir edilerek menfaatperestler tarafından bir gelir kaynağı olarak kullanıl-mıştır. Sonunda Kur’an bir hayat sistemi, bir hidayet kitabı olma özelliğinden uzaklaştırılıp alay, oyun, insanlardan mal kazanmak ve Müslümanların akidesini bozmak için kullanılan bir kitap haline getirilmiştir.
Kitabı indirmek için tıkla : http://rapidshare.com/files/33761198/Mevzu_ve_zayif_hadislerin_Akideye_etkisi.chm.html




















