iSLAMIN 2 İLKESİ
2/12/2007 · Kategori: Seyhul-islam iBNi TEYMiYYE
|
|
![]() | ||
|
İslâmın iki ilkesi |
|||
|
İslâm Dini iki temel üzerine kurulmuştur: Ortağı olmadığı halde tek olan Allah'a kulluk etmemiz ve O'nun şeriat olarak koyduğu dine göre kullukta bulunmamız ki, bu da peygamberlerin vâcib veya müstehab olarak emrettikleri şeylerdir. O gün emrolunan esaslarla kıyamete kadar kulluk devam edecektir. Tevrat'ın esasları yürürlükte olduğu zaman onunla amel edenler müslüman idiler; İncil'in esasları da aynı şekilde idi. İslâm'ın başlangıcında Hz. Peygamber Beyt-i Makdis'e yönelerek namaz kıldığı zaman da durum aynı idi ve O'nun bu şekilde namaz kılması İslâm'dandı. Kabe'ye yönelmekle emrolunduğu zaman artık yüzünü Kabe'ye çevirerek namaz kılmak İslâm'ın bir gereği oldu ve Kabe'den yüz çevirerek Mescid-i Aksâ'ya yönelmek, islâm'dan çıkış hâline geldi. Bu sebeple Hz. Muhammed'in nübüvvetinden sonra Allah'ın şeriat olarak koyduğu vâcib ve müstehablara göre kulluk etmeyen hiç kimse müslüman değildir. Bütün vâcib ve müstehab emirlerde aranılan kaçınılmaz şart, bunların yalnızca âlemlerin Rabbi için yapılmasıdır. Cenâb-ı Hak buyurur: «Kendilerine kitap verilenler, apaçık delil geldikten sonra tefrikaya düştüler. Halbuki onlar doğruya yönelip dini yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur» (98 Beyyine 4-5). Bir başka âyet şöyledir : «Bu Kitâb'ın indirilmesi pek güçlü ve hakim olan Allah katındandır. Ey habîbim, Biz sana bu Kitâb'ı hak olarak indirdik. O halde dini Allah için hâlis kılarak O'na kulluk et. Dikkat edin hâlis din Allah'ındır» (39 Zümer 1-3). Allah'a ve Resulüne iman, bedenî ve mâli ibadetler, Allah ve Resûlüne muhabbet, Allah'ın kullarına faydalı bir şeyle ve malla iyilikte bulunmak gibi müslümanın başvurduğu vâcib ve müstehab bütün Allah'a yakınlık vesilelerinde kul, yaptığı şeye karşılık olarak herhangi bir mahlûktan dua veya dua dışında hiç bir şey istemeksizin sırf âlemlerin Rabbinin rızasını gözeterek yapmakla emrolunmuştur. Bunun dışında iyiliğe karşılık dua ve dua dışında bir karşılık istemek caiz değildir. Yapılan bir iyiliğe karşılık olmaksızın yaratılandan bir istekte bulunmak ise ne vâcib ve hattâ ne de müstehabdır. Yalnız bâzı durumlar müstesnadır ki, bu hallerde istenme durumunda olan, istekten önce vermekle emredilmiştir. Böylece mü'minler yaratılandan herhangi bir şey istemekle emrolunmadıklarına göre Peygamber Efendimiz buna onlardan daha lâyıktır. Çünkü O, kendi dışında kalanların tamamından daha kadri yüce ve Allah'a daha mütevekkildir. Yaratılanlardan istekte bulunmanın üç zararı vardır: 1. Allah'tan başkasına muhtaç oluş ki, bu şirkin çeşitlerinden biridir. 2. İstenilen kimseye eziyet ki, bu yaratılmışlara zulmetmenin bir türüdür. 3. Allah'tan başkasına boyun bükmek ki, bu da nefse zulümdür. Görülüyor ki kullardan herhangi bir istekte bulunmak zulmün üç çeşidini içermektedir ve Cenâb-ı Hak Resulünü bunların tamamından uzak kılmıştır. Resûlüllah'ın, ümmetine, kendisi için dua etmelerini emretmesi açısından meseleye bakacak olursak bu, O'nun onlara diğer vâcib ve müstehabları emretmesi gibi bizzat onların istifâde edecekleri bir şeyle emrolunmaları demektir. Her ne kadar Hz. Peygamber onların kendisine dua etmelerinden istifade ediyorsa da, aynı şekilde onlara emrettiği ibadet ve sâlih amellerden de istifâde etmektir. Sahih bir hadiste O'nun şöyle dediği sabittir: «Kim bir hidâyete çağırırsa, o hidâyete tabî olanların mükâfatının aynısı onların mükâfatından hiç bir eksilme olmaksızın bu, kimseye de verilir» (Müslim, İlm 16; Ebu Dâvûd, Sünnet 6; Tirmizî, İlm 15) Hz. Muhammed (s.a.v.) ümmetinin işlediği hayırların davetçisidir. Dolayısıyla ümmetinin yaptığı iyilikler sebebiyle onların mükâfatından hiç eksilme olmaksızın aynıyla Hz. Peygamber de ecre nail olacaktır. Bu sebeple Selef-i Sâlihîn'de, yaptıkları amellerin sevabını Hz. Peygamber'e hediye etme gibi bir âdet meydana gelmemiştir. Çünkü zâten bu hediye söz konusu olmaksızın ve sevaplarında bir eksilme de bulunmaksızın onların amellerinin sevabının aynısına Hz. Peygamber de nail olmaktadır. Ancak ebeveyn için durum aynı değildir. Çünkü çocuğunun her yaptığı şey ile ana-baba onun ecrinin aynısına erişmez. Sâdece ebeveyn kendilerine faydası ulaşabilecek olan çocuklarının dua ve benzeri bâzı amellerinden istifâde ederler. Nitekim sahih bir hadiste Allah Resulü buyururlar: «İnsanoğlu öldüğü zaman artık ameli kesilmiştir. Yalnız şu üç şey bunun dışındadır: Sadakayı câriye, faydalanılan ilim ve dua eden sâlih evlât» (Müslim, Vasıyyet 14; Ebû Dâvûd, Vesâyâ 14; Nesâî, Vesâyâ 8). |
|||
![]() |
![]() | ||
























