Ölüden İstekte Bulunmak Tevessül.
2/12/2007 · Kategori: Seyhul-islam iBNi TEYMiYYE
|
|
![]() | ||
|
Ölüden istekte bulunmak |
|||
|
Ölülerden yapılan istekler ise meşru değildir; ne vâcib, ne müstehab ve hattâ ne de mubahtır. Sahabeden ve onlara hakkıyla tâbi olanlardan hiç kimse böyle bir istekte bulunmamış, Selef-i Sâlihîn'den hiç biri bunu hoş karşılamamıştır. Çünkü bunda fayda değil, zarar ağır basmaktadır. Şeriat ise ancak sırf faydalı olan veya faydası ağır basan şeyleri emreder. Bu istekte de ağır basan bir maslahat bulunmayıp aksine ya sırf bir zarar, ya da ağır basan bir mefsedet mevcuttur ki, bunların ikisi de meşru değildir. Apaçık ortadadır ki, Hz. Peygamber'in başkalarından dua isteği, insanlara vâcib ya da müstehab olan bir iyilikte bulunmak kabilindendir. Aynı şekilde emrettiği cenazeye dua, müslümanların kabirlerini ziyaret, onlara selâm ve duada bulunmak da, ölüye, vâcib veya müstehab olan bir iyilikte bulunmak cinsindendir. Şüphesiz Cenâb-ı Hak müslümanlara namazı ve zekâtı emretmiştir. Namaz dünyada ve âhirette Allah Teâlâ'nın hakkı, zekât da halkın hakkıdır. Hz. Peygamber de Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmadan kulluk etmek suretiyle Allah'ın hukukuna ve kulların hukukuna titizlikle riâyeti insanlara emretmiştir. Cenâb-ı Hakk'ın emretmiş olması bakımından, cenazeye dua ve mü'minlerin kabirlerini ziyaret gibi insanlara yapılan iyilikler, O'na kulluğun kapsamına girmektedir. İşte bu noktada Şeytan, avanesini etkisi altına almış ve bu yolla onları Cenâb-ı Hakk'a eş koşmaya, insanlara da eziyette bulunmaya sevketmiştir. Çünkü böyleleri peygamberlerin ve sâlih kişilerin kabirlerini ziyaretle, ancak onlardan bir istekte bulunmak veya isteklerini onların yanında yapmak maksadını taşıdıkları, yahut da cenazeye duada kasdedilen amaç gibi hiç de onlara selâm ve duayı amaçlamadıkları zaman böylece şirke düşmekte, kendisinden talepte bulundukları kişilere zulüm ve eziyet etmekte, aynı zamanda kendi nefislerine de zulmetmektedirler. Ve böylece zulmün üç nev'ini birden irtikâp etmektedirler. Allah ve Resulünün şeriat olarak koyduğu şey, tevhid, adalet, ihsan, ihlâs ve kullar için dünya ve âhiret iyiliğidir. Allah ve Resulünün meşru kılmadığı bid'attan kaynaklanan ibadetlerde ise şirk, zulüm kötülük ve kullar için dünya ve âhirette fesat vardır. Şu âyette olduğu gibi Allah Teâlâ mü'minlere, kendisine kulluğu, kullarına da iyilikte bulunmayı emretmektedir: «Allah'a kulluk edin, O'na hiç bir şeyi eş koşmayın, anaya babaya ve yakınlara iyilikte bulunun» (4 Nisa 36) İşte bu, yüce ahlâkın emredilişidir; Cenâb-ı Hak, üstün ahlâkı sever, âdi şeylerden hoşlanmaz. Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: «Ben ancak yüce ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim» (Hadîsi, İmâm Mâlik, Muvatta', Husnü'l-Ahlâk 3'de, İbn Hanbel ise, Müsned II/381'de benzer lâfızlarla rivayet etmiştir. ). Bu hadisi el-Hâkim Sahih'inde nakleder. Sahih bir hadîste de şöyle buyurmuştur: «Yüce el, alçak elden daha hayırlıdır». Bunu açıklamak üzere de Hz. Peygamber'in: «Yüce el, veren eldir; alçak el ise isteyendir» buyurduğu, hadisin devamında tasrih edilmektedir (Buhârî, Zekât 18) . Allah'ın kullarına iyilik etmek nerede, bir takım taleplerde bulunarak, ısrarla isteyerek onları rahatsız etmek nerede? Yalnızca Allah'a yönelip, O'ndan umarak O'na tevekkül edip O'nu severek Yaratıcı'yı birlemek (tevhidini kabul) nerede, yaratılan birine yönelip, ondan umarak, ona tevekkül edip Allah'ı sever gibi onu severek Allah'a şirk koşmak nerede? Ve nihayet yalnızca Allah'a kulluk, O'na boyun eğme ve muhtaç olma yoluyla kulun kurtuluşu nerede, onun bir mahlûka kulluğu, ona boyun eğmesi ve ona muhtaç olmasındaki fesadı nerede? Peygamber (s.a.v) Efendimiz, dünya ve âhirette ashabının işlerini düzeltip yoluna koyacak övülmüş ve faziletli olan bu üç şeyi emretmiş, onların işlerini bozup dağıtacak diğer üç hususu da yasaklamıştır. Ama Şeytan, Allah Resulünün emrettiğinin aksini emreder. Cenâb-ı Hak buyurmaktadır: «Ey Âdemoğulları, Ben size Şeytan'a kulluk etmeyin, o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin, bu dosdoğru yoldur, diye bildirmedim mi? Andolsun ki o sizden nice nesilleri saptırmıştı. Akletmezmiydiniz?» (36Yâsîn 60-62). «(İtaatkâr) kullarımın üzerine senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır» (15 Hicr 42) . «Kur'an okuduğun zaman kovulmuş Şeytan'dan Allah'a sığın. Doğrusu Şeytan'ın inananlar ve yalnız Rabbine tevekkül edenler üzerine bir nüfuzu yoktur. Onun nüfuzu sâdece onu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir» (16 Nahl 98-100 ). «Rahman olan Allah'ın zikrinden yüz çevirenlere, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz. Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkorlar, bunlar da doğru yola eriştiklerini sanarlar» (43 Zuhruf 36-37) . Bu son âyette geçen «Rahman olan Allah'ın zikri»nden kasıt Cenâb-ı Hakk'ın Resulüne indirdiği zikir, yani Kur'ân-ı Kerîm'dir ki, bu mânaya işaret eden bir çok âyet vardır: «Doğrusu zikri (Kur'ân'ı) Biz indirdik, O'nun koruyucusu da elbette Biziz» (15 Hicr 9) . «Elbette size Benden bir yol gösteren geldiğinde Benim yoluma uyan ne sapar, ne de bedbaht olur. Benim zikrimden (Kitabımdan) yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak hasrederiz. O zaman: 'Rabbim, beni niçin kor olarak hasrettin? Oysa ben gören bir kimseydim' der. Allah; 'Böyledir, âyetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun; bugün de öylece unutulursun' der» (20Tâhâ 123-126) . «Elif, Lam, Mim, Sad! Ey Habîbim sana bir Kitâb indirildi. Onunla insanları uyarman ve mü'minlere öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin. Rabbinizden size indirilen Kitâb'a uyun, O'ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz» (7 A'râf 1-3). «Bu, Allah'ın izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeye lâyık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz Kitâb'dır. Uğrayacakları çetin azaptan dolayı vay kâfirlerin hâline!» (14 İbrahim 1-2). «Ey Muhammed, işte sana da emrimizden bir ruh (Kitâb) vahyettik. Sen kitâb nedir, iman nedir önceleri bilmezdin. Fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara göklerde olanlar, yerde olanlar kendisinin olan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner» (42 Şûrâ 52-53) . |
|||
![]() |
![]() | ||
























